My photo
Well-mannered attitude and social minded outlook :))I normally be reluctant to make a stand with an outlandish idea or draw attention with an unusual outfit or hair style. 21 yesterday,21 today,21 tomorrow :)) If I am in danger of lives' weight and self- image issues .I respond these negative urges in a completely different way crushing them:))

Sunday, June 10, 2007

En komik polis-zanlı diyalogları

DİKKAT KÖPEKBALIĞI HAVADA VE DENİZDE :)BEWARE OF THE SHARK BOTH AT THE SKY AND THE SEA :)
XOXOXOX

11.06.2006 09:19 www.aktifhaber.com
Sarhoş sürücüyü durdurdum, "Benim kim olduğumu biliyor musunuz" dedi. Kızıma telefon açtım Google'dan baktırdım. Sonra adama dedim ki: "Google'e baktım siz hiçmişsiniz"
Taksim Polis Merkezi, Türkiye’nin en işlek karakolu. Turistik otellerin sıralandığı Talimhane-Harbiye hattı, eğlence hayatının nabzını tutan İstiklal Caddesi, suç yuvası Dolapdere, gün içinde hareketli iş yaşamına tanık olan Bankalar Caddesi ile Perşembe Pazarı, ayrıca İstanbul’daki konsoloslukların çoğunluğu bu karakolun sorumluluk alanı içinde. Ayhan Işık Sokak’taki 19. yüzyıldan kalma yüksek tavanlı binası, 35 yıl önce genelev patronu Matild Manukyan tarafından bağışlanmış.
Google’a baktık beyefendi siz bir hiçmişsiniz
Karakola uğrayan, 24 yıllık trafik polisi, sürücülerden yakınıyor. Karşısına her gün "Sen benim kim olduğumu biliyor musun" diyen birçok kişinin çıktığını anlatıyor: "Lüks otomobiller kullanıyorlar. Çoğunun mesleği, işi yok. İkinci cümleleri genellikle haritadan kendine yer beğen, olur. Olmazsa rüşvet teklif ederler." Ardından geçenlerde yaşadığı ilginç bir olayı naklediyor: "Gece vakti yolda zikzaklar çizerek gelen BMW’yi durdurdum. Adam sarhoş. Konuya doğrudan girdi. Kim olduğumu biliyor musun, deyiverdi. Bu sırada telefonum çaldı. Kızım arıyordu. Üniversiteye hazırlanıyor. Bilgisayarın karşısında ders çalışıyormuş. Google’a gir ve Ahmet B. kimmiş bir bakıver, dedim. İki dakika sonra aradı. Hiçbir bilgi çıkmamış. Adama döndüm. Google’a baktık beyefendi, siz bir hiçmişsiniz, dedim..."
SAAT: 21.30Yarım asırlık sokak yatıcısı
Akşam sakin başlıyor. Bir polis, "Ayağınız uğurlu geldi, hiç hadise yok" diyor. Bu sırada kapıdan kara kuru bir adam giriyor. Avurtları çökmüş. Emniyet Müdür Yardımcısı Sami Güneş’i kastederek, "Beni Sami Baba gönderdi, burada sabahlayabileceğimi söyledi" diyor. Başkomiser, "Senin kulübene ne oldu ki" diye soruyor. Bir telefon kulübesinde kalıyormuş. Başkaları gelmiş el koymuş. Elinde tespihler, kağıt mendiller var. "Sokak satıcısı mısın" diye soruyorum. "Hayır" diyor, "yarım asırlık sokak yatıcısıyım!..."Adı Nizamettin Paşa Demirtaş. 55 yaşında ama sanki 80’inde. İki yaşında Ankara Anafartalar Merkez Karakolu’nun önüne bırakılmış. Onu karların üstünde bulan karakol amiri Hayrettin Nakiboğlu, Keçiören Çocuk Yuvası’na götürmüş. Adını da Nizamettin koymuş. O günden beri hep polisler göz kulak olmuş Demirtaş’a. İstanbul’a gelince Beyoğlu Karakolu’nun yakınını mesken tutmuş. Şimdi Sami Baba’sı bakıyor ona.
SAAT: 21.45 Yatsıda gerçeği söyledi
Mağdur bir kadının ifadesini alan tecrübeli polis memuru, sinirli bir yüz ifadesiyle karakolun kapısından çıktı. Bizimle konuşan taksiciyi yanına çağırdı. Hiçbir şey söylemeden eliyle havayı işaret etti. O sırada ezan okunuyordu. "Bak" dedi, "yatsı ezanı okunuyor. Kadın içerde bana gerçeği anlattı. Şimdi senin tek kelime yalanını yakalarsam, aynı teraneyi anlatmayı sürdürürsen çıranı yakarım." Taksici bize ve polise anlattığı, ilk bakışta mükemmel görünen senaryoyu tekrar edemeyeceğini anlamıştı. Bir müddet sustu. Ardından "Tamam, anlatacağım" dedi. Ve başladı dökülmeye.Birkaç saat önce biz karakolun sokağında girdiğimizde bir taksiyle karşılaşmıştık. Taksinin ön camı olduğu gibi kırılmış, sol aynası ise kablolara bağlı olarak sallanıyordu. Vaziyeti sorduk, anlattılar. Taksi sürücüsü Mustafa O. saat 19.00 sularında Çukurcuma’dan M.B. (23) adlı genç kadını almış. Diş teknisyeni olan M. Hanım, Kurtuluş’a gitmek istediğini belirtmiş. Yola çıkmışlar. 100 metre bile gitmeden taksinin önünü kesen üç kişiden biri elindeki parke taşını cama fırlatmış. Saldırganlardan biri elindeki bıçağı sürücünün gırtlağına dayayıp gömlek cebindeki 120 YTL’yi gasp etmiş. Diğer saldırgan da arka koltuktaki müşterinin çantasını kapmış. İşini tamamlayan grup, Çukurcuma’nın arka sokaklarında kaybolduğunda taksi şoförü, müşterisiyle tekrar yola çıkmış.Cezayir Sokağı’nın karşısına geldiklerinde bu üç haydutu yeniden karşılarında bulmuşlar. İkisinin elinde demir çubuklar varmış. Arabanın önüne geçip durdurmuşlar ve sürücüye, "Karakola gidersen, ananı ..." diye küfür etmişler. Bununla da yetinmeyen grup ellerindeki demir çubuklarla yeniden saldırmışlar mağdurlara. Sürücüyle müşterinin pestilini çıkaran sadist grup, Çukurcuma’ya doğru küfürler savurarak yollarına devam etmişler.Bize bunu anlattıklarında "şehir eşkıyalarındaki cesarete bak yahu" diye hayıflandık. Olayın aslını öğrenince, bunca yıllık meslek tecrübemize rağmen hálá enayi yerine konulabildiğimizi anladık. Deneyimli polis memurunun bir çırpıda çözdüğü olayın aslına gelince...M.G. aslında diş teknisyeni değil bir hayat kadını. Daha önce bir dostu varmış. Genç kadını sevgilisi pazarlarmış. Başka bir kadınla birlikte olduğunu öğrenen M.G. ondan ayrılmış. Ve bağımsız çalışmaya karar vermiş. Bir taksiciyle, yani bizi kandıran Mustafa ile anlaşıp birlikte ortak iş yapmaya koyulmuşlar. Kadının eski dostu da almış eline bir demir çubuk, Çukurcuma’da taksiye ve kadına saldırmış. Bu sırada araya giren stajyer muhabbet tellalı sürücü de dayaktan nasibini almış...
SAAT: 23.00Gecenin içinde yuvarlanan tek taş pırlanta
Dışarıda yağmur başladı. Yağmurlu karakol sokağından bir kızın hıçkırıkları duyuldu. Çevik kuvvet ekibinden bir polisin nezaretinde karakolun kapısından girerken hüngür hüngür ağlıyordu. Çantasını, cep telefonunu gasp etmişler. Yola çıkıp devriye gezen polislere sığınmış. Ali Komiser, kızın gözyaşlarının dinmesini bekledi bir süre. Sonra teskin etmeye çalıştı: "Tamam hanımefendi, şimdi sakin olun ve olup biteni anlatın." Hayır, kızı sakinleştirmek mümkün değildi. Gözyaşı seli çeyrek saat kadar sürdü. Sonunda sustu. İkram edilen çayı içti ve ilk sözü, "Malımı çaldırdığıma değil, aşkımı ve şerefimi kaybettiğime üzülüyorum" dedi. Yeniden ağlamaya koyuldu.Sevgilisiyle bir arkadaşının doğum günü partisine gelmiş. Çıkışta iki gaspçının saldırısına uğramışlar. Eli bıçaklı şakilere çantasını ve cep telefonunu teslim etmiş. Bıçaklı saldırganlardan biri sustalıyı kızın sevgilisine doğrultunca, erkek kızı orada bırakıp Tarlabaşı’na doğru kaçıp gözden kaybolmuş. Adının Mine S. olduğunu öğrendiğimiz güzel kız, parmağındaki tek taş pırlantayı gösterip, "Geçen hafta nişanlandık, sonbaharda evlenecektik" derken bir ağlama krizine daha girdi. Komiser, "Sizinkinin cep telefonu yanında mıdır" diye sordu. Rıdvan K.’nin numarasını alıp, aradı. "Neredesiniz" diye sordu. Ardından "Nişanlınız merkez karakolunda, ifade için sizi bekliyoruz" dedi. Sonra da Mine Hanım’a dönüp bilgi verdi: "O da Tarlabaşı’ndaki Emniyet Müdürlüğü binasındaymış."
DEFOL BURDAN PİSLİK
On dakika kadar sonra kapıdan zebellah gibi bir genç adam girdi. "Defol burdan pislik, hangi yüzle geldin, defol!" diye haykıran genç kız bayılıp, düştü. Memurlardan biri kolonya getirirken komiser genç adama dönüp ön ifadeyi almaya başladı. Saldırganlar 16-18 yaşlarında, 1.65 boylarındaydı. "Sizin boyunuz kaç" diye sordu polislerden biri. "1.98" diye yanıtladı Rıdvan K. "Ya kilonuz?" 108 cevabını alan genç polis dayanamayıp "Be haysiyetsiz! Kilon, boyun saldırganların iki katı. Onların üstlerine düşsen ezersin. Hadi diyelim korktun. Üstündekileri verip kızı alarak oradan uzaklaşmaya bile cesaret edemedin mi" deyiverdi. Hayır, cesaret edememiş çünkü üzerinde pasaportu varmış. Ertesi gün Amerika’ya uçup, çalıştığı şirket adına önemli bir anlaşmaya imza atacakmış. Pasaportunu ve güç bela aldığı 10 yıllık Amerikan vizesini riske atmaya kıyamamış...
ADI PASAPORT KALDI
Polisler lakap takmayı çok seviyor. Rıdvan’ın adı artık "Pasaport" olmuştu. Birazdan, ifadeyi yazacak olan memur, "Hey Pasaport, buraya gel de ifadeni yazalım" diye seslendi. İfadesini verip imzaladı. Bu sırada kız kendine gelmişti. Ailesi de karakolun kapısında belirdi. Babasına sarılan kız, ifade odasından çıkan Pasaport’a, "Sen hálá burada mısın, defol!" diye bağırdı avazı çıktığı kadar. Pasaport, kapıya yönelip yağmurlu sokakta yürümeye başladı. Genç kız arkasından koşup Pasaport’a birkaç metre kala durdu. Kızın sarılacağını sanan Pasaport kollarını açtı. Aldanıyordu. Çünkü Mine S. bu sırada parmağından çıkardığı tek taş pırlanta yüzüğünü nişanlısının yüzüne fırlatmaya hazırlanıyordu. Pırlanta, Pasaport’a değmeden havadaki yağmur damlalarının içinde pırıldayarak bir müddet havada uçtu. Ve yağmurlu sokağın sonuna doğru düştü. Yuvarlanıp yoldan geçen bir travestinin ayaklarının dibinde durdu. Yerdeki pırlanta yüzüğü alan travesti, önce orta parmağında denedi, olmayınca serçe parmağına takıp yağmurun içinde salına salına gözden kayboldu...
SAAT: 03.30Bunlar da Fantakekler Çetesi
İstiklal Caddesi’nde bir tur atıp döndüğümüzde şenliği kaçırmıştık. Ama ifade odasının girişindeki salonda curcuna devam ediyordu. Civan gibi üç gencin etrafını kuşatan polisler, peşpeşe sorularla onları şaşkına çevirmişti. Ter içindeki gençlerin yüzü kıpkırmızıydı. Bir yandan cevap yetiştirmeye çalışırken, bir an önce binadan çıkmak için can atıyorlardı. Bir saat kadar önce, kollarından kelepçelenmiş vaziyette kapıdan girmişler. Gençleri bu halde gören polisler alarma geçmiş. Çünkü yanlarında görevli memur yokmuş. "Size nezaret eden memurlara ne oldu" diye sormuş komiser. Tek sıra halinde kapıdan giren gençlerden biri, "Bize nezaret eden polis yok. Çünkü bizi polis değil kendimiz kelepçeledik" demiş. Polisler şaşırmış. Gençler açıklamış: "Şey... Eğleniyorduk da... Kelepçe fantezisi yapalım dedik!"Peki sonra? Kelepçenin anahtarını kaybetmişler. Bütün aramalara rağmen bulunamamış anahtar. Gece yarısı bir çilingir bulmak da mümkün değil. Sabahı bekleyememişler çünkü ortada kilitli olan mühendis, Londra’ya uçmak için erkenden yola çıkacakmış. İngiltere’deki randevusu da çok mu çok acilmiş. Karakola gidelim açarlar, diye düşünüp yola çıkmışlar. Okumuş, kariyer sahibi çocuklardan oluşan bu üç gençten biri mühendis, diğerleri banka müfettişi, bir de doktor. Evde ikisi kadın dört kişi daha varmış. Anahtar fiyaskosu yaşanınca, diğerleri toz olmuş. Arkadaşlar da bir taksiye binip karakolun yolunu tutmuşlar... Polislerden biri gruba hemen bir isim yakıştırdı: Fantakekler Çetesi. Yani fantezi kekleri.